Literatürde bu duruma Faust Sendromu denir. Nedir bu Faust Sendromu? Bu, insanın sonsuz bir arayış içinde olup hiçbir şeyle yetinememesi, her başarıdan sonra daha derin bir boşluğa düşmesidir. Bu - aşırı bilincin cezasıdır. Faust her şeyi bilir ama hiçbir şeyi hissedemez. Çünkü o, ruhunun derinliklerinde "yeter" kelimesini kaybetmiştir.
Neden Mutlu Değiliz? Çünkü insan ne kadar çok şeyi idrak ederse, hayattan aldığı tat o kadar azalır. Sıradan insan için mutluluk bir denge ve sabitlik halidir. Faust ruhlu insanlar içinse mutluluk sadece "hareket" demektir. Ancak hareket sonsuz olduğunda, varılacak bir liman kalmaz; mutluluk sadece bir seraba dönüşür.
Hayatın İçindeki Tezahürler:
✓ Hedef Yanılsaması: Bir hedef belirlersin, ona ulaşırsın, o anlık zafer duygusu saniyeler içinde yerini "Sırada ne var?" uğultusuna bırakır. Sorun hedeflerde değil, hedeflerin sana artık anlam borçlu olmamasındadır.
✓ İlişkilerde Faust: Birini istersin, ona ulaştığında içindeki o yangın sönmeye başlar. Çünkü sen o kişiyi değil, onun sende yarattığı "hissetme ihtimalini" seviyordun. Tıpkı Faust'un Gretchen'i değil, kendi tutkusunu sevmesi gibi.
✓ Potansiyel Bağımlılığı: Gerçeklikte yaşayamazsın. Hep "şöyle olsaydı", "böyle yapsaydım" dediğin o paralel hayatların içinde kaybolursun. Karar vermekten korkarsın, çünkü her karar bir sondur. Faust içinse bir noktada durmak, ölmekle eş değerdir.
Bu sendrom dışarıdan bakıldığında entelektüel bir romantizm gibi görünebilir. Ama aslında çok serttir. İnsanları ve anları bir amaç değil, sadece bir "araç" veya "deneyim" olarak görmeye başlarsın. Hayatı yaşamazsın, hayatı sadece tüketirsin. Faust ruhlu insanın kalbi büyüktür ama dünya küçüktür. Sınırsız bir arzu, sınırlı bir dünyada ya kırılır ya da çevresindekileri kırar.
